Av Mevsimi

Senaristlik zor.. ama imkansız değil.. Kurgulamayı öyle yapacaksın ki seyirci görecek ama anlamayacak… olayların akışına kapılacak izleyenler ve bombayı filmin finalinde patlatacaksın… İnsanlar şaşkın ve hayran biçimde dönecek evlerine… Tıpkı 6. His filminde olduğu gibi. Peki bizim senaristler bilmiyorlar mı bu işi? elbette bilirler… peki niye yapamazlar?

Bunlar Yavuz Turgul’un ustalığı ve kalitesiyle hafızamıza kazıdığı harika filmleri. Bu seriye yeni eklenen malum filmi izlemeye gittim. İşin içinde usta oyuncular olunca kaliteli bir yapım çıkmış ortaya. İlk haftasında 659.938 kişi tarafından izlenmiş durumda. Karakterler, diyaloglar ve akıcılık yönünden film oldukça başarılı. Bunları tartışacak değilim. Yalnız takıldığım nokta yazının ilk paragrafında da değindiğim üzere senaryonun can alıcı noktasının bir türlü gizlenememesi ve daha ilk görünmede “ben buradayım” der gibi bangır bangır bağırması. Bu kadar kolay çözülmemeli olay. Seyirciyi biraz düşünmeye sevketmeli, meraklandırmalı ve gelgitler yaşatmalı . Önünüzde bu işi başarmış örnekler var. Onları inceleyin. Ya da örneğin polisiye roman konusunda ustalar var, Ahmet Ümit gibi. Onlara danışın.

Olay çabuk ve kolay çözülse de başarılı bir eser çıkmış ortaya. İzlemenizi tavsiye ederim…

New York’ta Beş Minare

Bizler çok şişirme filmler gördük. Utanmadan zekamıza hakaret eden, sanat adı altında ama sanattan binlerce ışık yılı uzakta zevksiz, tatsız, tuzsuz ne ucube şeyler izlettiler bize. Emeğe saygı muhakkak ama sırf saygı göstereceğim diye “kral çıplak” demekten kimse alıkoyamaz bizi. “Belki şimdi olmuştur diyerek hem maddi destekte bulunmuş oluruz” düşüncesiyle giderdik Türk filmlerine ve çıkışta aynı şeyler dökülürdü ağzımızdan “Türk filmi mi ? bi daha asla” .

Bu sert girişten sonra gelelim meselemize. Mahzun Kırmızıgül yönetmen midir? Diğer filmlerine ek olarak bu filmi izledikten sonra gönül rahatlığıyla diyebilirim ki “evet, çoğu balon yönetmenden daha yönetmendir”. Kabul görsün ya da görmesin adamın bir dünya görüşü, meselelere karşı bir duruşu var ve bunu açık yüreklilikle çektiği filmlere aktarıyor. Sosyal meselelere çekinmeden derinlemesine çözümlemeler yapıyor. Sorguluyor, mesaj veriyor,…

Film için paraya kıyıldığı belli. Amerika, İstanbul, Bitlis… Aksiyon sahneleri, Yabancı oyuncular, Kaliteli çekimler,….

Senaryo;  Kırmızıgül’ün tarzı mevcut durumu farklı gözlerden göstermek ve mesaj vermek olarak düşünüldüğünde fena değil ama her zaman daha iyisi vardır. Tabi burada şunu da unutmamak gerek; Ülkemizde kaç tane sağlam film senaryosu yazabilecek senarist var ki ? ( istikrarlı giden bir Yavuz Turgul ya diğerleri? ). Senaryo yazmak bile ustalık gerektirirken bir de içini mesajlarla doldurmaya çalışmak filmin ayağına pranga olmuş. Çiçeği burnunda yönetmenimiz bu prangalardan hiç rahatsız değil çünkü bu kendi seçimi.

Oyunculuk ; Haluk Bilginer mükemmel. Sadece onun performansı için bile izlemeye değer. “Mahzun filmlerde oynamasın sadece yönetsin” fikri bana oldukça mantıklı geliyor. “Yabancı oyuncular gerekli mi?” sorusu irdelenmeli. Burada şu mantıkla yaklaşıyorum; sinema bir show dünyası, eğer insanların filmlerinizi izlemesini istiyorsanız onlara tanıdık yüzler sunmalısınız. Filminizin yurtdışında izlenmesini istiyorsanız bu seyirci kitlesi için de aşina simalar filmin içinde yer almalıdır ( kendi memleketinizde böyle uluslararası oyuncular varsa onlarla yoksa yurtdışından oyuncu takviyesi ile ). Filmde yer alan yabancı oyuncular tanınmış yüzler ama bahsi geçen seyirciyi çekebilecek potansiyelleri var mı ? tartışılır. Oyunculuk gücünün sergilenmesi için biraz da senaryonun karakterleri derinlemesine irdelemesi gerekir. Yani oyuncuya çeşitli ruh hallerinin yaşatılacağı şanslar vermelisiniz ki oyunculuğunu seyirciye gösterebilsin. Bu noktada senaryo aceleye gelmiş bazı karakter tahlilleri tam yapılamamış diyebiliriz. Belki de karakter tahlilleri de mesaj kaygısı içinde erimiştir.

Polislerin yemin sahnesi, Ülkücülerin and içmesi, Camideki dervişlerin zikri gibi bazı sahneler için gereksiz diyenler var. Bence bunlar filme güzellik katmış ayrıca temelde verilmek istenen mesaja hizmet etmiş.

Bu yazı böyle uzar gider. Yazılacak çok şey var da bilgisayar başında fazla zaman yok. eğer vaktiniz varsa izlemeye değer bir film. Sinemada ya da televizyonda … kaçırmayın derim. Hem 4 haftada 3.050.517 kişi izlemiş. Umarım İzleyici sayısı 3.325.842′yi geçer de 2010 yılının da en çok izlenen filmi Recep İvedik olarak tarihe yazılmaz..

paso ve firefox-opera-konqueror üçlemesi

Web tasarımcıların tarayıcı olarak sadece i.e varmış gibi davranmaları maalesef zaman zaman sinirlerimizi fazlasıyla geriyor. Örneğin en basitinden firefox ile forum.memurlar.net sitesine üye girişi yapabiliyorsunuz ama yorum yazamıyorsunuz. Çözüm olarak IE TAB eklentisini kurmanız gerekiyor. Benzer sorun çeşitli devlet kurumlarına ait sitelerde de fazlasıyla kendini gösteriyor ve ne yazık ki onlarda bu eklenti işe yaramıyor.

İnternet devrinde yaşamanın güzel meyvelerinden biri de çeşitli resmi işlerinizi çevrimiçi halledebilmeniz. PASO başvurusunu internet üzerinden yapabilmek bu güzelliklerden biri tabi işkenceye dönüşmezse. Bilgisayar başına oturdum ve mutad tarayıcım firefox ile ilgili web sayfasını açtım. Başvuru formu için ilk adımı atlattıktan sonra resim yükleme işleminde takılıp kaldım. Ne yaptıysam resmi yüklemeyi başaramadım. Aklıma Opera geldi. Depodan paketi kurup başvuru denemelerime devam ettim. Resim yükleniyor ama forma eklenmiyordu. “İşkencenin böylesi siteyi böyle düşüncesizce kodlayanların başına…. ” diye içimden geçirirken aklıma KDE‘nin emektar bileşeni konqueror geldi. Pek ümidim olmasa da denemeye değer dedim ve o da ne ? Firefox ve Opera‘nın aksine Konqueror sorunsuz bir şekilde işlemi tamamladı.

Özgür dünyada alternatiflerin olması, herhangi bir yazılıma mecbur bırakılmadan farklı programları kullanabilmek harika. Kendileri kullanıyor diye herkesin İ.E kullandığını düşünen zihniyet ve bu zihniyetin meyveleri ise tam bir felaket. Umarım bu yanılgıdan kısa sürede vazgeçerler.

Çıkarın kağıtları yazılı yapacağız !!!

Pardon başlık yanlış oldu, “Kağıttan Wilber yapalım” diyecektim. Hani  TRT 1′e mahkum olduğumuz yıllarda, pazar sabahları bir teyze ve iki çocuktan oluşan “mukavvadan ev” imalatçılarının yaptığı gibi.

wilber

İnsan internette gerekli gereksiz  nelerle karşılaşmıyor ki ? Bir GIMP düşkünü olarak nette dolaşırken karşıma çıktı ben de paylaşayım dedim. Malum Wilber dediğimiz GIMP‘in maskotu. Yeri gelmişken hatırlatayım, kendisi ne fare ne aslan ne de tilki’dir… 97 yılında Tuomas Kuosmanen tarafından çizilen hayali bir resimdir. O sadece ve sadece bir GIMP’tir. ( Wilber is the GIMP mascot. Wilber is not a fox, not a wolf, not a dog, not a cat, it’s a GIMP.)

Birileri üşenmemiş oturmuş, ölçmüş, biçmiş, tasarlamış ve böyle güzel bir çalışma ortaya çıkarmış. Hatta bu çalışma için bir de web sayfası oluşturmuş. Web sayfasından renkli / renksiz olarak indireceğimiz şablonun yazıcıdan çıktısını alıyoruz. Site içinde yer alan yönergelere göre kes / yapıştır yaparak sevimli maskotumuza kavuşuyoruz.

mascot

ve netice;

wilber

bu da GimpTR‘den maho 75 tarafından yapılan çalışma

Kdenlive 0.7.8 – yakında

Web sayfalarında yazılanlara göre  0.7.8 sürümü, düzeltilen pek çok hata ve eklenen yeni özellikler ile 13 Eylül günü yayınlanacak. Resimlerden slayt gösterisi yapma işi de eklenen yeni özellikler sayesinde daha da kolaylaşacak. Aşağıdaki resimde görülen pencere ile bir dizin içindeki resimler seçilip geçiş süresi ve efekti belirlenerek slayt gösterisi oluşturulacak.

←Önceki